Yeni yıl, Çam ağacı

Yeni yıl, Çam ağacı

Önümüzdeki günlerde, yeni yıl kutlamaları başlayacak ve özellikle, bugün yani 22 Aralık günü: çok önemli. Çünkü: 22 Aralık tarihinde, gece-gündüz eşit ve daha sonra, günler uzamaya yani güneş ışınları dünyayı daha çok aydınlatmaya başlar.

Noel yani Çam ağacı süslemesiyle ilgili çeşitli söylentiler var. Ben bunlar hakkında, siz değerli okurlara kısa bilgiler vermek istiyorum, karar ve yorum sizin.

Bir söylentiye göre: 22 Aralık tarihinde yapılan kutlamalar ve çam ağacı süslenmesi, Türk kültürünün bir unsurudur.
Müslümanlığın kabulünden önce, Orta Asya’da yaşayan atalarımız, Türkler: “güneşi” çok kutsal sayarlar, ama tanrı olarak kabul etmezlermiş. Ancak: yine kendi kültürleri gereği: inandıkları hayat ağacının, yerin göbeğinden, göğün en yüksek yerine kadar uzandığı ve en yüksek yerinde, hayat ağacının ucunda “gök tanrısı” nın bulunduğuna inanırlarmış.
Hatta: bu hayat ağacı olarak, yalnızca Orta Asya bölgesinde yetişen “akçam” kabul edilirmiş. Akçam simgesi: kilimlerde ve başkaca bir çok objede, simge olarak da kullanılmıştır.
22 Aralık tarihinde ise: yine kendi kültür ve inanışlarına göre: kutsal kabul ettikleri güneş, yeniden doğmaya ve dünyayı fazla olarak aydınlatmaya başlar ve günler uzarmış. Gün ile gece, sürekli çatışma halinde olurmuş ve 22 Aralık’ta; gün, geceye üstün gelerek, günler uzamaya başlarmış. Gün ile gecenin arasındaki bu çatışma, gök tanrısı tarafından kontrol edilir ve düzenlenirmiş.
Evet: Orta Asya bölgesinde: böylece, 22 Aralık tarihi: bir bayram olarak kutlanır, Türkler, evlerine getirdikleri “akçam” dallarının altına, geçmiş yılda verdiği nimetler nedeniyle gök tanrısı için çeşitli hediyeler koyarlar, dalların üstüne ise, yine gelecek yıl için, gök tanrısından istediklerini ifade eden simgeler, bezler bağlar-asarlarmış. Ayrıca: bir şenlik havasında geçen 22 Aralık günü: güzel elbiseler giyilir, büyükler ziyaret edilir, hep birlikte özel yemekler yenirmiş.
Yine, bu tezi savunanlar tarafından: bu kültürün, tüccar ve gezginler tarafından, batıya getirildiği ve Hıristiyanlığın kabulünün ardından, 300’lü yıllarda toplanan bir “konsul”de, pagan adeti olarak kabul edilen bu adetin, aynı zamanda “İsa” nın doğuşu olarak kabul edilmesine karar verilir. Çünkü: Hıristiyanlar “İsa”yı, güneş gibi kabul ederler ve 22 Aralık tarihini de, İsa’nın doğuşu olarak kabullenirler ve böylece, Türk kültürünün bir adeti: bir şekilde Hıristiyanlığa girmiş sayılır.

Diğer bir söylentiye göre: noel kutlaması ve çam ağacının Türk kültürüyle bir ilgisi yoktur.
Antik dönemde ve öncesinde yaprak dökmeyen ağaçlar, yani özellikle “çam ağacı”, ölümsüz yaşamın bir simgesi olarak kabul edilmiştir. Çünkü: diğer ağaçların yapraklarının, ilkbaharda da doğup, sonbaharda ise yok olarak, bir anlamda yaşamı ifade ettiğine inanılırdı. Ama, biraz önce söylediğim gibi, çam ağacı yapraklarını dökmez ve ölümsüzlük simgesi olarak kabul edilir.
Bu inanış, Mısırlılar, Çinliler ve Yahudiler arasında yaygındır. Zamanla, Avrupalı putperestler arasında da ağaca tapınma bir gelenek haline gelmiş ve Hıristiyanlığın kabulünden sonra ise, özellikle “Almanya’da, noel ağacı bir gelenek haline gelmiştir. Çünkü: Adem ile Havva’nın, cennet bahçesi olarak tasvir edilen yerde bulunduklarında, üzerinde elmalar bulunan ağacın “çam ağacı” olduğuna inanılır”
Evet: özellikle 19’ncu yüzyılda, 22 Aralık tarihindeki noel kutlaması ve noel ağacı geleneği, Katolik kilisesinin de kabul edip onaylaması ile, özellikle Hıristiyanlar arasında hızla yaygınlaşır.
Hatta: üçgen şeklinde tanzim edilen ağacın her köşesinin üçlüyü (Tanrı, İsa ve Kutsal ruh) temsil ettiğine inanılır. Mumlar: İsa’yı simgeler. Her ne kadar, özellikle çocuklara hediye getirmesiyle önem kazanan “noel baba” da, bir Hıristiyan kilise görevlisidir.
Bunun yanında: İsa’nın doğduğu yer olarak bilinen, Kudüs-Batı Şeria bölgesindeki Beytüllahim üzerinde, İsa’nın doğumu sırasında, çok parlak bir yıldız görülür ve bu yıldıza “Bethelem yıldızı” ismi verilir. Ama, bu yıldızın, herhangi bir bilimsel açıklaması yapılamamıştır. Sadece, aynı anda, Venüs ve Jupiter gezegenlerinin aynı hizaya geldiği ve bu nedenle, bu yıldızın aşırı parlak olarak göründüğü söylenir. İşte, Hıristiyanlar tarafından, buna istinaden, noel ağacının en tepesine, büyük ve parlak bir yıldız konulur.
Yani, sonuçta bu bir inanış. Hatta, son bir not: Kırım-Yalta şehrinde, büyük bir çam ağacı bulunuyor. Bu çam ağacının üzerinde, yüzlerce-binlerce bez parçası, ip bağlanmış görülüyor. Bunun nedeni: inanışa göre, karısını aldatan erkekler veya kocasını aldatan kadınlar, buraya bir bez-ip parçası bağlayıp tövbekar olduklarında, günahları affedilirmiş.

Evet, okurlar yani sizler bu satırları okuduğunda, çeşitli ve farklı tepkiler vereceğiniz kesin.

Noel veya daha güzel bir deyimle “Yeni yıl kutlaması”; yapılmasına inananlar; “Yeni yılı kutlarım, çam ağacı süslerim ama süslerken, niyetimi, Hıristiyanlık kültürü üzerine değil, kendi zevk-beğeni kültürüm üzerine yaparım “ diyenlerden olabilirsiniz.

Veya; “yeni yıl kutlamam, çam ağacı süslemem” diyenlerden olabilirsiniz.

Elbette: tercih sizlerindir. Bence önemli olan: yeni yıla girerken: geçmiş yılın sıkıntı ve dertlerinin geride kalmasına sevinmek ve yeni yılın: mutlu, sağlıklı ve huzurlu günler getirmesini dilemektir.

Aranan kelimeler:

22 Aralık 2011
bosluk

Lağv edildik, Meclis Muhafız Taburu

Lağv edildik, Meclis Muhafız Taburu

23 Nisan 1920 tarihinde, o günlerdeki, sıkıntılı ve mahrum Ankara şartlarında, Türkiye Büyük Millet Meclisi, günümüzde de ziyaret edilebilen tarihi binasında kurulur ve çalışmalarına başlar. Gerçekten bugün de ziyaret ettiğinizde göreceğiniz gibi, çalışma şartları sıkıntılıdır, tahta sıralar, masalar ve ısınmak için kullanılan büyük sobalar, bugünün şartları ile mukayese edildiğinde, ülkemizin hangi şartlarda kurtarıldığı ve Cumhuriyetimizin hangi şartlarda ilan edildiği, ülkenin ilk gelişimi adımlarının hangi şartlarda atıldığı çok daha iyi anlaşılabilir.

Meclis ilk kurulduğunda, herhangi bir düzenli polis teşkilatı olmadığını için, sanırım, Büyük deha ve düşünür Atatürk tarafından, Meclisin korunması için, ülkenin en büyük gurur kaynağı ve güven simgesi askere görev verilmiştir. Yani: Meclisin korunması için, 9 mangalı, yani 90 askerden oluşan bir askeri birlik oluşturulmuş ve başlarında, Piyade Üsteğmen İsmail Hakkı Tekçe ile birlikte, 18 Temmuz 1920 tarihinde göreve başlamışlardır. Elbette: Meclis gibi yüce ve kutsal bir kurumun, her durumda, korunması bir gerekliliktir ve çalışmaların huzurlu ve güvenli bir ortamda yapılabilmesi ve Cumhuriyet ve Meclis düşmanlarının bertaraf edilmesi için böyle bir koruma gereklidir.

Daha sonra: 3 aylık bir sürenin sonunda: 16 Ekim 1920 tarihine gelindiğinde, korumanın etkinliğinin arttırılması için, koruma birliğinin büyütülmesine karar verilmiş ve daha önce yalnızca 1 bölük seviyesindeki askeri düzen, üç katına çıkarılarak “Meclis Muhafız Taburu” oluşturulmuştur.

Malüm, bu sırada, kurtuluş mücadelesi devam etmektedir. Görülen lüzum üzerine, Meclis Muhafız Taburu da, 1921-1923 yılları arasında, Meclis’te az bir kuvvet bırakarak: II. İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruz çatışmalarına katılmış ve şehitler vermiştir. Ulusal mücadelenin başarıyla sonuçlanmasının ardından ise, yine, asli görevi olan Meclis’e dönmüştür.

1953 yılına gelindiğinde, bu kez: Tabur seviyesindeki birlik, 3 katı büyütülmüş ve ismi “Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı” olmuştur. Çünkü: aynı dönemde, Cumhurbaşkanlığı köşkünün de, korunması ihtiyacı ortaya çıkmış ve yeni kurulan birliğe: gerek Cumhurbaşkanlığı köşkü ve gerekse TBMM Koruma görevleri verilmiştir. Yeni düzenlemede: Anıtkabir’i ve İstanbul’da bulunan Milli Sarayları korumakla görevli askeri birlik te, Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı Komutanlığına bağlanmıştır.

1960 yılında, TBMM, günümüzdeki büyük komplekse taşınınca; Meclis Muhafız Taburu da, yeni yerinde, 800 kişilik bir askeri kuvvetle görevine devam etmiştir. Bu arada; gerek Cumhurbaşkanlığı köşkünde, gerek TBMM de, gerek Anıtkabir’de ve gerekse Milli Saraylarda görevli bu askeri birlikler: koruma görevinin yanında, ulusumuzun gururunu yansıtan görüntüler sunmalarıyla da önem kazanmıştır. Özellikle: bu önemli kurumlarımızda nöbet tutan askerler, gerek duruşları ve gerekse nöbet değişim törenleriyle, yabancılar ve Türk milletinin fertlerinin, izlediklerinde takdirini kazanan görüntüler ortaya koymuşlardır.

Unutmamak gerekir ki, aynı durum: yurt dışında da, birçok ülkede görülmektedir. Örneğin: İngiltere’de, Fransa’da, Almanya’da, Yunanistan’da; ülke askeri güçlerinin, özel yerlerde koruma görevi yürütmesi, demokratik yönleri tartışma götürmez bu ülkelerin demokrasilerine en ufak bir negatif görüntü yaratmamaktadır veya en azından o ülkelerin yöneticileri veya halkı, bundan rahatsızlık duymamaktadırlar.

2003 yılına gelindiğinde, bir Sayın milletvekili: “Odamda, akşama kadar askerlerin sofra duası ve marşlarını dinlemek zorunda kalıyorum. Kendimi askeri kışlada gibi hissediyorum” şeklinde konuştuğunda, Genelkurmay Başkanlığı tarafından “TBMM Muhafız Tabur Komutanlığının, Ulu Önder Atatürk’ün direktifleriyle kurulduğu, Meclis’de devlet-ulus birlikteliğinin sembolü olduğu ve TSK, bu tür söylemlerden derin üzüntü ve endişe duyduğu” beyan edilmiştir.
Bunun üzerine: ilgili Sayın milletvekili, Partisi disiplin kurulu tarafından “uyarı” cezası ile cezalandırılmıştır.
Burada hani marşlar konusunda bir şey söylemek mümkün değil ( ama unutmamak gerekir ki, askerin söylediği marşlar, ulusal birlik, bütünlük ve gücü ifade eder) öte yandan, askeri sofra duasından rahatsız olmayı anlayamıyorum. Çünkü: askerin sofra duası, bilmeyenler için “TANRIMIZA HAMDOLSUN, MİLLETİMİZ VAROLSUN” şeklindedir ve milletin varlığının en büyük temennisi, günde 3 kez, yüzlerce asker tarafından, bence de doğru olduğu şekilde, yürekten ve güçlü bir ses ile dile getirilir, bu 4 kelime, insanı gururlandırır, rahatsızlığı anlamak mümkün değil.

2010 yılına gelindiğinde ise, dönemin Sayın TBMM Başkanı, Meclis Muhafız Taburunu ziyaret etmiş ve şunları söylemiştir. “Gözbebeğimiz Taburumuz, Meclisimizin huzur ve güvenine üstün katkılarda bulunmaktadır. Aziz Atatürk’ün talimatlarıyla kurulan bu birlik, milli mücadele de, cephede de savaşmıştır. TBMM gibi, Meclis taburumuz da gazidi.” Ne gurur verici ve onore edici sözler.

Yıl: 2011, en son olarak o gurur verici ve onore edici sözlerin üzerinden, bir yıl geçmiştir.

30 Kasım 2011 tarihinde, TBMM çatışı altında; yeni “Meclis Teşkilat Yasası” onaylanmıştır. Bu yeni yasaya, eskidenden farklı olarak: “TBMM’nin bütün bina, tesis, eklenti ve arazilerinde: kolluk ve yönetim hizmeti, TBMM Başkanlığı eliyle düzenlenir ve yürütülür. Emniyet ve diğer kolluk hizmetleri için, İçişleri Bakanlığı tarafından, yeteri kadar kuvvet, TBMM Başkanlığına tahsis edilir” hükmü konulur.

Evet: bu özellikle hazırlanan bir maddedir ve TBMM bundan böyle: İçişleri Bakanlığı tarafından, yeteri kadar tahsis edilecek emniyet ve kolluk hizmeti tarafından korunacaktır.

Bunun üzerine: TBMM Muhafız Taburu, 2010 yılındaki Sayın TBMM Başkanının değerli sözleriyle “TBMM’nin gözbebeği, Meclisin huzur ve güvenine üstün katkıları bulunan, Aziz Atatürk’ün talimatıyla kurulan, milli mücadele de cephede savaşan, TBMM gibi gazi olan” bu birlik: lağv ( Türkçesi, ortadan kaldırılarak) edilerek, TBMM’den uzaklaştırılmıştır.

Aranan kelimeler:

22 Aralık 2011
bosluk

Ankara üzerinde 2 uçak çarpışır ve şehrin merkezine düşer, 120 ölü

Ankara üzerinde 2 uçak çarpışır ve şehrin merkezine düşer, 120 ölü

 

 

 

1963 yılının, Şubat ayında, Ramazan dönemi. Soğuk ve karlı bir Ankara günü yaşanmaktadır. Saat: 15.30 civarıdır.

Derken, birden, Ulus meydanı bölgesinde büyük bir gürültü ve ardından patlama duyulur. Ardından, büyük alevler ve dumanlar, gökyüzünü kaplar ve Ankara’nın birçok yerinden görülür.

Sonra anlaşılır ki: havada çarpışan iki uçak; Ulus semtine düşmüştür.

Daha sonra: olayın ayrıntıları ortaya çıkar.

Ankara’da: bez kanatlı uçaklar, Cumhuriyetin ilk yıllarında, günümüzdeki Tandoğan Meydanının bulunduğu yerdeki meydana inerlerdi. Daha sonra Etimesgut Havaalanı ve sonunda, Esenboğa Havaalanı hizmete girer.

Lübnan Havayollarına ait: Londra’dan Beyrut’a gitmekte olan yolcu uçağı: benzin almak üzere, Esenboğa havaalanına iniş için tur atarken, Ankara üzerinde keşif uçuşu yapan: Türk askeri nakliye uçağı ile havada çarpışırlar. Bunun üzerine, her iki uçak, Ulus semtine düşerler. Lübnan yolcu uçağı: Ulus Zincirli camisi yukarısında, Hükümet Caddesindeki Kuyulu Kahvenin yerine yapılmış olan Ticaret Han ile Sebze Hali arasındaki alana düşer. Askeri uçak ise: Bent Deresi caddesi üzerine düşer.

Yolcu uçağında bulunan: 17 mürettebat ve uçakların düştükleri yerlerde bulunan 87 kişi ölür. Yaralı sayısı ise, çok daha yüksek miktarlardadır.

Özellikle: günümüzdeki Oğultürk Han’ın bulunduğu yerdeki, 2 katlı binada hizmet veren “İstanbul Bankası”nın şubesinde bulunanlar, gerek müşteriler ve gerekse çalışanlar demir pencerelerden dışarı çıkamamışlar ve yanarak-boğularak ölmüşlerdir. Çünkü, Lübnan uçağı, tam bankanın giriş kapısı önüne düşmüştür. Yangın merdiveni bulunmadığından, bankadan çıkış mümkün olmamıştır.

Zaten: Zincirli camisine düşse imiş: o sırada, namaz kılmakta olan yüzlerce kişinin ölmemesi mümkün değildi.

Ticaret Han üzerine düşen uçak: Ticaret Han ile, hemen yanındaki Raşit Efendi Apartmanı arasında, büyük bir çukur açılmasına neden olur. Uçağın yanmış aksamı ve tekerlekleri, çevreye yayılır. İtfaiye, derhal olaya müdahale eder ve köpük sıkarak yangını söndürmeye çalışır. Çünkü: düşen uçağın akaryakıtı, düştüğü bölgeyi tamamen bir alev topu haline getirmiş ve çıkan kara dumanlar, Ankara’nın birçok yerinden görülmektedir.

Bu kaza: tüm Ankaralıların belleklerine yerleşmiştir. Çünkü: olay, ancak saat: 19.00’da radyolar kanalıyla halka yansıtılır ve birçok Ankaralı, o ana kadar evine ulaşamayan yakınlarının telaşına düşer.

Düşünebiliyormusunuz, herhangi bir nedenle, Ulus’ta dolaşan, gezinen insanlar, tepelerine bir uçak düşüyor ve yanarak, feci şekilde ölüyorlar. Peki ya yakınları. Kendilerini bekleyen yakınları, ölüm haberini alınca, elbette bu olayın unutulmaz sonuçları insanları yoğun şekilde etkiliyor.

Evet: olayın sonrasında, 87 kişi, Ankara’da; Cebeci Mezarlığında defnedilmiş ve diğer birçok cenaze, memleketlerine gönderilmiştir. Takip eden günlerde, hastanelerde tedavi altında bulunanların da ölmesiyle, toplam ölü sayısı: 120 olarak ortaya çıkmıştır.

Aranan kelimeler:

18 Aralık 2011
bosluk

cumhuriyet tarihi Son Yazılar FriendFeed

kişi siteyi ziyaret etti