Taksim, Topçu Kışlası

Taksim, Topçu Kışlası

Halil Paşa Topçu Kışlası olarak da bilinir. Yapı: 1780 yılında, Sultan II Selim döneminde yapılmıştır. Topçu kışlası içinde, bir de Sultan’ın annesi Mihrişah Sultan tarafından yaptırılan bir cami bulunmaktadır. Hemen yanında ise, Avrupalıların “Cahmp des Morts” dedikleri büyük mezarlık vardır.

1781 yılında “Kabakçı Mustafa İsyanı” sırasında, Kışla binası büyük oranda tahrip edilmiş ve Sultan II Mahmut döneminde onarılarak yeniden kullanılmaya başlanmıştır.

Takip eden süreçte, birkaç kez, büyük yangınların oluşturduğu tahribatları yaşayan bina: son olarak: 1806 yılında ise, Sultan III Selim tarafından, son olarak Topçu Kışlası, Anadolu yakasındaki Selimiye Kışlasının kardeşi olarak yeniden yaptırılmıştır.

Bu son yapı; uzun avlulu, geniş kanatları olan, 2 katlı ve köşelerinde, her cephesinde kuleleri bulunan, ortasında 3 katlı yüksek bir bölüm olan tarzdadır. Rus ve Hint mimarisinden çalıntı soğan kubbeler. Tunus, Cezayir ve Fas mimarisinden çalıntı anahtar deliği şeklindeki pencere ve kapılar. Endülüs mimarisinden çalıntı sütun ve kemerler. Barok ve Rokoko tarzı kopyası süslemeler.

Evet, yapının iki anıtsal girişi bulunmaktadır. Bunlar; Harbiye caddesi ve Talimhane caddesine açılmaktadır. Kışlanın çevresinde ev yapılmamı istenilmemiş, zamanla yapılan evler de yıktırılmıştır. Kışlanın hemen karşısında ise, askerlerin talim yaptığı “Talimhane” olarak isimlendirilen meydan bulunur. Ancak 30 dönümlük bu meydan, Sultan II Beyazıd vakfına aittir ve Patrikhane tarafından kiraya verilerek işletilmektedir. Patrikhaneye başka arazi verilerek, burası talimgah olarak düzenlenmiştir.

1860-1870 yılları arasında: bina, Osmanlı ordusunun modernleşme sürecinde önemli rol oynamıştır. 1864 yılında: Sultan Abdülaziz: Mısır seyahati dönüşünde, kışlayı ziyaret ederek: burada yemek yemiş ve bu olay, kışla tarihinde yer almıştır.

1908-1909 yıllarında ise: ordunun modernleşme çalışmaları ve II Meşrutiyet hazırlıkları yapılmaktadır. Ancak: Osmanlı topraklarındaki gerici unsurlar; ordunun modernleşme çalışmaları doğrultusunda yetiştirilen okullu ve iyi eğitim almış subaylara karşı; cahil halkı kışkırtıyorlardı. Hatta: ahlakın bozulduğunu, kadınların açılmaya başladığını, dinin elden gittiğini iddia ediyorlar ve Sultan tarafından “şeriat” hükümlerinin yeniden uygulanması gerektiğini iddia ediyorlardı. Ayrıca: yine genç-eğitimli subaylardan oluşan topluluk: Sultan Abdülhamit II’ye 1876 yıında kabul edilen ancak rafa kaldırılan, ancak yeniden hazırlanan ve II Meşrutiyet olarak isimlendirilen yasayı kabul ettirmişlerdir ki, Abdülhamit bundan hiç hoşnut değildir. Abdülhamit: okullu-eğitim almış askerlere karşı: Toplu Kışlasında: alaylı yani eğitim almamış “Topçu Subaylarını ve askerleri” yerleştirmiş, okullu-eğitimli subay ve askerlere karşı, kendini güvenceye almıştır.

Bunun üzerine: 12-13 Nisan 1909 tarihlerinde: Topçu kışlası ve hemen arkasındaki Taşkışla (günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi olarak kullanılmaktadır) da yerleşik: cahil askerlerden oluşan topluluk: “31 Mart Vakası” olarak adlandırılan isyanı çıkarırlar. Cahil askerler; kendilerine din adamlarının katılmasıyla birlikte: “Mektepli subaylara ölüm” nidalarıyla, yollarda gördükleri okullu-eğitim görmüş subayları öldürerek ve pek çok yeri yağmalayarak, Meclis-i Mebusan önünde toplanırlar ve İstanbul’un büyük bölümünü ele geçirirler. Bu olayları yatıştırmak için ise, Sultan Abdülhamit II, hiçbir şey yapmaz.

Gerek okullu-eğitimli askerlere, gerek II Meşrutiyete ve gerekse “şeriat” isteğine ait bu isyan: Osmanlı tarihindeki en gerici hareket olarak yerini alır.

İsyanın ana sebebi: Padişaha zorla kabul ettirilen II Meşrutiyetin ortadan kaldırılması ve ülkede “şeriat” rejiminin etkin kılınmasıdır. Aynı zamanda: ordunun modern eğitim usülleriyle yetiştirilmesi ve eğitilmesi düşünceleri de, bu gerici topluluk tarafından uygun karşılanmamaktadır. İsyanın ortaya çıktığı yer ise: Topçu kışlası.

Bunun üzerine: Edirne’den hareket eden “Harekat Ordusu”: İstanbul’a gelir ve isyan bastırılır, isyancıları tahrik ve teşvik ettiği ileri sürülen Padişah II. Abdülhamit, tahttan indirilerek: Selanik şehrine sürgüne gönderilir. Harekat Ordusu denilince: burada yine hassas bir husus var ki, bu ordunun Kurmay Başkanı “Mustafa Kemal” dir. Birliğin başında ise, yine ilginç bir isim “İsmet İnönü” bulunmaktadır. Bu kişilerin ne kadar hassas olduğunu sanırım söylememe gerek yoktur.

Evet: İsmet İnönü ve Mustafa Kemal yönetimindeki Harekat Ordusu birlikleri: özellikle isyanda başrolleri oynayan “Topçu Kışlası” yoğun top ateşi ile tahrip edilir, ağır hasar görür ve ölen isyancılar: yine aynı bölgede bulunan Ermeni Mezarlığında açılan çukurlara topluca gömülürler. Topçu kışlası; dincilerin yaptığı isyan hareketine karşı, topla yerle-bir edilmiş olarak; bir “ibret” levhası gibi görünmesi açısından 30 yıl bu halde bırakılmıştır.

Burada: önemli olan hususları kelime olarak özetlemek gerekirse: Topçu Kışlası, 31 Mart Vakası, dinci unsurların isyanı, Meşrutiyet karşıtı ve Şeriat yanlısı bir isyan, isyanın bastırılması, isyana katılanların yok edilmesi, isyana katılanların yaşam yeri olan Topçu kışlasının ağır hasar görmesi.

İsyanın ardından: kışla, askeri işlevini yitirmiştir. Bir süre boş kalan yapı: 1913 tarihinde, bir Osmanlı ticaret şirketine satılmıştır. Takip eden süreçte: binanın orta kısmında bulunan eğitim alanı “futbol sahası” haline dönüştürülmüş ve uzun yıllar, İstanbul’daki en önemli futbol maçları, burada yapılmıştır.

I. Dünya Savaşının ardından ise: bu kez, binada: İstanbul’u işgal eden Fransız askeri güçlerine bağlı “Senegalli” ler barınmışlardır.

Devamında: Cumhuriyetin ilanından sonra ise: kışlanın avlusundaki futbol sahası, yine futbol maçları için kullanılmaya devam edilmiştir. Hatta: 1923 yılında, Türk milli futbol takımı, ilk maçını “Romanya” ile, yine burada yapmıştır.

1940 yılında; İstanbul Valisi Lütfi Kırdar; Avrupalı şehir planlamacısı Henri Prost’un önerisiyle, burayı yıktırmıştır.
Yıkılma nedeni olarak: bir söylenti “İsmet İnönü” nün heykelinin dikilmek istenmesidir. Çünkü: dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü: İstanbul’un bu en merkezi yerine, heykelinin dikilmesini istiyordu ve Topçu Kışlası bu yüzden yıkılmış ve ismi “İnönü Gezisi” olarak değiştirilmiştir. İnönü heykeli ise: 1937 yılında, Güzel Sanatlar Akademisi Heykel Bölümünde yapılmak için “Rudolf Belling” e ısmarlandı. Heykel: 1944 yılında tamamlandı, yüksekliği 5 metre ve kaidesi 7.5 metre idi. Heykel kaidesi: parkın, Taksim meydanına bakan kısmına inşa edildi. Ancak: bu gelişmeler yaşanırken, II. Dünya savaşı bitmiş ve bütün dünyada olduğu gibi Türkiye’de de demokrasi rüzgarları esmeye başlamıştı. Türkiye’de, yine aynı dönemde “Demokrat Parti” kuruldu ve özellikle bunların itirazı sonucu: Taksim meydanında bir heykel varken, onun hemen yakınına, 12.5 metre yüksekliğinde yeni bir heykelin dikilmesinin anlamsız olduğu iddia edildi. Bunun üzerine, heykel, daha önce inşa edilen kaideye konulamadı. 1944 yılından sonra, boş olarak bekleyen kaide: 1982 yılında, Maçka semtinde bulunan İnönü villasının önündeki parka taşındı ve 1944 yılından beri İstanbul Belediyesi depolarında bekleyen heykel, villanın önündeki parkta, kaide üzerine yerleştirildi.

Diğer bir neden: 31 Mart ayaklanmasının bastırılması sırasında, yukarıda sözünü ettiğim gibi, zaten yoğun topçu ateşi nedeniyle, bina büyük hasar görmüştür.

Yıkılmasının ardından: burada konut ve sosyal etkinlik alanları oluşturulması düşünülmesine rağmen, II. Dünya Savaşının çıkması ve ekonomik imkansızlıklar nedeniyle herhangi bir yapılaşma olmamış ve günümüze kadar olan süreçte, burası, bir park alanı olarak kullanılmıştır.

Gördüğünüz gibi: yazının herhangi bir siyasi-politik amacı yoktur. Yazı: çeşitli kaynaklardan yaptığım araştırmalar sonucu hazırlanmış, derleme bir yazıdır. Sonuç hakkındaki yorum ve kanatlar okurların özgür iradesine bırakılmıştır.

Aranan kelimeler:

11 Temmuz 2013
bosluk

Şükrü Saraçoğlu

Şükrü Saraçoğlu

İstanbul’da, Türkiye’nin en büyük kulüplerinden birisi olan “Fenerbahçe” nin, futbol stadyumunun ismi “Şükrü Saraçoğlu” ve acaba yapıldığında, Türkiye’nin en modern stadyumlarından birinin ismi: neden “Şükrü Saraçoğlu” dur ve “Şükrü Saraçoğlu” kimdir, Fenerbahçe Stadyumuna ismi verilirken, Fenerbahçe ile ilgisi, bağlantısı nedir?

İşte bu soruların ve daha birçoğunun cevabı:

Şükrü Saraçoğlu: 1887 yılında Ödemiş’de doğmuştur. Ancak: dedesinin “Trabzon-Akçaabat” dan Ödemiş’e göçtüğü söylenmektedir.

İlk öğrenimi ve Rüştiye’yi Ödemis’de yapmıştır. Ardından, 1906 yılında İzmir-İdadisinde, 1909 yılında “Mekteb-i Mülkiye” de okumuştur.

Daha sonra: Aydın ilinde “Maiyet Memuru” ve İzmir Sultanisinde “Matematik” öğretmeni, İttihat ve Terakki Ticaret Lisesinde müdürlük yapmıştır. Saraçoğlu’nun futbola ilgisi, bu öğretmenlik yaptığı sırada başlar. İzmir’de “Altay” futbol kulübünün kuruluşunda da emeği olduğu söylenir. Altay kulübünün eski başkanlarındanHanri Benazus: bunu söylemiştir.

1914 yılında devlet bursu ile Belçika’ya giden Saraçoğlu: I. Dünya Savaşı başlayınca, İzmir’e geri döner. 1915 yılında ise, bu kez, İsviçre’ye gider ve Siyasi İlimler üzerine eğitim alır. Burada kaldığı sürede: “Türk Talebe Birliği” ni kurarak: Mondros Mütarekesi şartlarına karşı eylemleri koordine etmiştir.

Aynı günlerde, İzmir’in işgal edildiğini duyunca, bir gemiye binerek gizlice İzmir’e gelir ve “Ulusal Kurtuluş Hareketi” ne katılır. Kuşadası-Nazilli-Aydın yörelerinde kurulan “Kuva-i Milliye” hareketlerini örgütlemeye çalışır. Osmanlı Meclisi Mebusan’ının da “İzmir Milletvekili”olarak seçilir, ancak bu görevi kabul etmez.

Ama: 1923 yılına gelindiğinde, bu kez, genç Türkiye Büyük Millet Meclisinin “İzmir” milletvekili olarak seçilir ve bu göreve katılır.

Saraçoğlu: yalnızca milletvekili olarak kalmaz: “Milli Eğitim Bakanı” ve ardından kurulan tüm hükümetlerde, aktif olarak görev alır. Hatta: genç Türkiye Cumhuriyetinin devlet organlarının kurumsallaşmasında da büyük emeği geçer, avukatlık, hakimlik ve icra-iflas kanunlarını hazırlamış, cezaevlerinin kuruluşunu örgütlemiştir.

Saraçoğlu: İstanbul’a yerleştiğinde “Fenerbahçe” ile ilgilenmeye başlar. Sık sık Fenerbahçe’nin maçlarına gider.

1929 yılına gelindiğinde: bugünkü stadyumun olduğu yeri: Fenerbahçe futbol kulübüne kazandırır.

Aynı anda, “Papazın çayırı” olarak isimlendirilen bu alan, aslında “İttihatspor” a aittir. İttihatspor’un Başkanı ise, merhum Talat Paşa’ya yakınlığı ile bilinen Aydınoğlu Reşit beydir. Talat Paşa’nın ölümü sonrasında kapandığı düşünülen “Fener düşmanlığı” devam ediyordu ve Reşit Bey: Papazın çayırı denilen sahanın bulunduğu araziye, Fenerbahçe’ye satmayı kabul etmiyordu.

Ancak: bu sırada Saraçoğlu, Maliye Bakanı olarak görev yapmaktadır. İttihatspor araziyi satmayınca hemen bir çare üretir ve TBMM’den tek maddelik bir “yasa” çıkarır. Yasa: spor tesislerinin ve semt sahalarının nasıl kullanılacağını belirtmektedir. En hassas maddesi ise: aynı semtte bulunan takımlardan en fazla üyesi olana, imtiyaz sağlanacağıdır. Fenerbahçe’nin üye sayısı, İttihatspor’dan fazla olduğundan, İttihatspor kapatılır ve sahanın kullanım hakkı: İttihatspor’un elinden alınır ve arazi “Milli Emlak Dairesi” ne teslim edilir.

Saraçoğlu: buna da çözüm bulur. Başbakan olarak bulunan İsmet Paşa’yı da atlatıp, sahanın bulunduğu araziyi yani Papazın çayırını: Milli Emlak Dairesinden, 1 TL. bedel karşılığında, (çünkü bedava verilmesi mümkün değildir) Fenerbahçe’ye sattırır.

Burada hassas olan konu şudur. Saraçoğlu: asıl sorunun Fenerbahçe’ye bir saha kazandırmak olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden: İttihatçıların elinde bulunan sahanın kullanım hakkı’nı, hiç düşünmeden, İttihatspor’u kapattırarak Fenerbahçe’ye kaydırmıştır.

23 Şubat 1934 tarihinde, Taksim Stadyumunda: Galatasaray/Fenerbahçe maçı oynanır. Ancak, bir faul pozisyonunda futbolcular hakemin başına toplanırlar ve ardından çıkan büyük kavga sonucunda maç yarım kalır. Sahadaki olaylar, tirübünlerdeki taraftarlara da yansıyınca, ortalık savaş alanına döner. Bu olay: Fenerbahçe-Galatasaraylı futbolcuların ilk yumruklaşmaları olarak da tarihe geçer. Jandarma ve Polis olayları zor yatıştırır ve 17 futbolcu gözaltına alınıp Adliyeye sevk edilirler. Ertesi günü ise: İstanbul basını, olayı sayfalarında duyurur ve futbolcuların en ağır şekilde cezalandırılmalarını isteyen yorumlar yazarlar.

Fenerbahçe Futbol Kulübü Başkanı Ziraat Vekili Sabri Toprak dahil: ceza alma durumundadır. Basının yayını ile, Fenerbahçeli futbolcuların hapis cezası almaları demek, kulübün kapatılması anlamına gelecektir.

Daha sonra toplanan, Futbol Heyeti: Fenerbahçe ve Galatasaraylı 9 futbolcuya çeşitli cezalar verir. Özellikle: Fenerbahçe’den Hüsamettin’in aldığı “ömür boyu boykot” cezası önem kazanır. Ayrıca: yöneticilerden Hayri ve Cafer beylere de, ömür boyu men cezası verilmiştir.

Fenerbahçe: bu cezalara itiraz eder. Futbol Heyetinde bulunan Ağrı Milletvekili Halit Bayrak: itirazdan vazgeçin, yoksa kulübü kapatırız” diyerek tehdit eder.

Bunun üzerine: Fenerbahçe Başkanı Sabri Bey: Ankara’ya, Adalet Bakanlığı yapan Saraçoğlu’na giderler. Saraçoğlu: burada, tarihe geçen şu sözü söyler: “ Fenerbahçe’yi kimse kapatamaz” der ve futbolcuları hapisten kurtarır.

Ardından: derhal bir kongre düzenlenir ve talimatı üzerine, Saraçoğlu, 16 Mart 1934 tarihinde “Başkan” olarak seçilir ve Futbol Heyetinin, Fenerbahçe ile ilgili daha başka olumsuz karar vermesini engellemiştir. Böylece, Fenerbahçe’de 17 yıl sürecek olan Şükrü Saraçoğlu Başkanlığı dönemi başlar. Özellikle: 1942-1946 yılları arasında, Saraçoğlu’nun Başbakanlığı döneminde: Fenerbahçe: Türkiye’de mevcut tüm kupaları alır.

1942 yılına gelindiğinde ise, bu kez, Saraçoğlu’nun: “Başbakan” olduğu görülür. 1948-1952 yılları arasında ise, TBMM Başkanlığı yaptığı görülür.

12 Temmuz 1943 tarihinde ise, ünlü “Time” dergisi: Atatürk ve İsmet İnönü’den sonra üçüncü bir Türk olan “Şükrü Saraçoğlu” nu, kapağına taşımıştır. Çünkü: II. Dünya savaşı sırasında, Türk dış politikasını, Saraçoğlu idare etmiştir. Derginin kapak sayfasındaki resimde: Saraçoğlu’nun hemen üstünde: bir “gamalı haç” ve “orak/çekiç” görülmekte ve Saraçoğlu’nun hangi istikamete gideceği konusunda “tercih” te bulunacağı yazılmaktadır. Derginin içindeki yazıda ise Saraçoğlu’nun “miğfer” yani “Almanya” yanında görülmesine rağmen, tarafsız kaldığı vurgulanmıştır.

1946 yılına gelindiğinde: Saraçoğlu’nun “örtülü ödenek” ten, Fenerbahçe’ye 5.000 TL. bağış yaptığı söylenmektedir, ancak buna ait herhangi bir belge mevcut değildir. Öte yandan, başka söylentilerde bulunmaktadır: bir maçta, Fenerbahçe’nin attığı golü ofsayt gerekçesiyle iptal eden yan hakemin hakemlik hayatını bir anda bitirir. Yan hakemin hakemlik lisansı bir gecede iptal edilir.

1950 yılına gelindiğinde, milletvekili olarak girdiği seçimlerde yeterli oyu alamayan Saraçoğlu: siyaseti bırakır. Sonrasında ise hastalanır ve yürüyemez hale gelir. Ancak: yine de Fenerbahçe’nin faaliyetleriyle ilgilenirdi.

Saraçoğlu: bu aktif siyasi hayatı sırasında, 17 yıl süresince, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanlığı da yapmıştır. Bu süre zarfında: Fenerbahçe’ye büyük katkıları bulunduğu söylenmektedir. Yine anlatılanlara göre: İsmet Paşa hükümetlerinde bakan olarak çalışan Saraçoğlu: maç günlerinde, herhangi bir toplantı olduğunda, sıkıntılı davranışlar sergiler ve bunun üzerine İsmet Paşa tarafından; kendisi bizzat serbest bırakılarak maça yetişmesi sağlanırdı. Fenerbahçe Ankara’da maçlara geldiği zaman, takımla aynı otelde kalır, İstanbul’da maç olduğu zaman trenle İstanbul’a gider, maçı izledikten sonra, yine tirenle Ankara’ya dönerek, sabah TBMM de olurdu.

27 Aralık 1953 tarihinde İstanbul’da 66 yaşında vefat eder ve “Zincirlikuyu” mezarlığına gömülür.

22 Temmuz 1998 tarihinde alınan kararla, Fenerbahçe Stadyumunun ismi “Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadyumu” olarak değiştirilmiştir.

Sonuç: Şükrü Saraçoğlu hakkında: birçok yazı, iddia ve söylenti bulunmakta: Varlık Vergisi ile ülkedeki azınlıkları bezdirdiği, Güneydoğuya yatırımları engellediği, İtalyan ajanı olduğu, Nazi faşisti olduğu vb. gibi birçok iddia ve söylenti bulunmaktadır. Benim amacım: bu kişinin, yani Şükrü Saraçoğlu’nun “Fenerbahçe” ile olan ilişkilerini, derleyip toparlamak ve siz okurlara sunmaktır ki, Saraçoğlu’nun siyasi-politik yaşamı ile birlikte, Fenerbahçeliliğini de belirtmeye çalıştım.
Bildiğim tek şey: bu adamın, yani Şükrü Saraçoğlu’nun: gerçek ve muhteşem, fanatik bir “Fenerbahçeli” olduğudur.

Aranan kelimeler:

9 Temmuz 2013
bosluk

cumhuriyet tarihi Son Yazılar FriendFeed

kişi siteyi ziyaret etti