
Yakındoğu’daki höyükler, çarpıcı görünüşlerini, çok tercih edilen bir yapı malzemesi olan, açık havada kurutulmuş balçık tuğlalara, yani kerpiçlere borçludur.
Yakındoğu’nun pek çok köşesinde örneğin Sümer’de (Güney Irak), taş ve ağaç az bulunur.
Bu nedenle buralarda ev ve tapınaklar tuğlalardan inşa edilmiştir.
İşçiler kil açısından zengin toprağı (çatlamayı engellemek için) saman gibi bir meneviş ile karıştırarak, bir kalıba döküp tuğla yapar ve daha sonra bunları kurumaları için güneşte bırakırlardı.
Tuğlalar inşaatta kullanılabilecek derecede sertleşirdi.
Bunları bir fırında pişirmek çok maliyetli, gereksiz yakıt israfı olarak görülürdü.
Çatılar daha büyük dalların üzerine konan saz veya küçük dalların bir kil tabakasıyla örtülmesiyle yapılırdı.
Normalde bu yüzey insanların ağırlığını taşıyabilirdi.
Bir beyaz badana tabakası (kireç sıva) dış duvarları rüzgar ve yağmurdan korurdu.
İçeride, yerler genellikle sıkıştırılmış topraktandı, bazen sıvayla da kaplanırdı.
Eninde sonunda evin yenisinin yapılması gerekirdi. Ev eskilikten çökebilir, duvarları kılcal etki yoluyla emilen nem nedeniyle veya böcek, hatta yılan kaynayan köklerce zayıflatılmış olabilirdi. Belki de yeni ev sahiplerinin o toprak parçasıyla ilgili başka planları olurdu.
Ev taştan yapılmış olsaydı, o taşlar yeni evin yapımında kullanılabilirdi. Ama güneşte kurutulmuş çamur tuğlalar (kerpiç) sırf topraktan ibaretti. Dış öğeler tuğlaları aşındırır veya toza dönüştürür. Yıkıntıları taşıyacak buldozerler olmadığından, yeni evi inşa edenler o alanı dümdüz ederek molozları kalan duvar çıkıntılarının arasındaki boşluklara doldurur, yeni binayı eski evin kalıntılarının üzerine çıkarlardı.
Bunun sonucunda toprak birkaç karış yükselmiş olurdu. Ve bu nesiller boyunca devam ettikçe höyüğün yüzeyi yavaş yavaş yükselmeye devam ederdi.

Tüm organik maddeler az miktarda ve radyoaktif olmayan karbon (atom ağırlığı 12) miktarına sabit bir oranda radyoaktif bir karbon izotopu olan karbon 14 içerir.
Ama radyoaktif karbon 14; kararsızdır ve ufak ufak azot ve düşük enerjili radyasyona dönüşür.
Yaklaşık 5730 yılda orijinal miktarın yarısı kaybolur.
Bir 5730 yıl daha sonra ise, kalan karbon 14, yine yarıya düşer.
Bu sırada normal karbon 12 miktarı sabit kalmıştır.
Dolayısıyla karbon 14 ve karbon 12 miktarları arasındaki oran, sürekli olarak, ama öngörülebilir bir hızda değişir.
Araştırmacı Libby ve meslektaşları, değişim oranının süresini gözlemlemiş ve arkeolojik kazılardan elde edilen metaryallerin tarihlenmesi amacıyla kullanımını yaygınlaştırmıştır.
Arkeolog; yüksek organik içeriğe sahip, örneğin yanmış odun veya tohum gibi ( yanma nesnenin bozulmadan kalmasını sağlar) buluntulardan bir örneği: karbon 14 içeriğini ölçecek donanıma sahip bir labratuvara gönderir.
İçeriği bilinen oranlardan oluşan bir listeyle karşılaştırarak, mutlak bir tarih belirlenebilir.
Radyokarbon yöntemiyle belirlenen tarihler, 50.000 yıl geriye dek uzanabilir, ancak MÖ 35.000’den öncesine, örnekte gittikçe daha az miktarda karbon 14 kaldığından, ölçümlerin kesinliği azalır.
Evet, bu yöntem de dört dörtlük değildir.
Tüm radyokarbon belirlemelerde her zaman bir hata payı vardır. Örneğin: MÖ 3540, artı/eksi 80 yıl olarak değerlendirilir. Artı veya eksi standart sapmayı gösterir. Yani, tarihin MÖ 3460 ve 3620 arasında olma ihtimali, yüzde 66’dır. Sapma iki katına çıkarılacak olursa (örnekte artı/eksi 160 yıl) ihtimal yüzde 95’e yükselir.
Tüm zorluklara rağmen, radyokarbon yöntemi tarih öncesi, hatta erken tarihi dönemlerde kronolojinin belirlenmesinde paha biçilmez bir rol oynamaya devam etmektedir.

Urartularda krali şehirlerin sitadel alanları planlanırken: kanalizasyon/drenaj gibi alt yapı sistemleri düşünülmüştür.
Bu sistemlere ait izler başkent Van kalesi, Arinberd, Çavuştepe, Bastam ve Ayanis’de görülür.
Krali kentlerde atıksu kanallarının bulunması, sitedele bir su kaynağının ulaştığını gösterir.
Fakat suyun sitadele nasıl ulaştırıldığı günümüzde bilinmemektedir.
Saray:
Sitaldeki yöneticiye ait içerisinde geniş salonları, depo yapıları ve çeşitli mekanlara sahip saray alanı bulunur.
Saray kısmı, tapınak kompleksi gibi standart bir plana sahip değildir.
Sarayın boyutu ve planı, sitadelin büyüklüğüne göre değişiklik gösterir.
Karmir Blur, Çavuştepe ve Kef kalesinde olduğu gibi, çok katlı planlandığı anlaşılan saray komplekslerinin günümüze sadece depo ve atölyelerin bulunduğu zemin katları ulaşmıştır.
Dolayısıyla saray yapısına dair yapılan tanımlamalar, çoğunlukla zemin kat planı üzerinden yapılmıştır.
Krali kentlerin sitadel kısımlarında yapılan kazılarda, üst sınıfa ait olduğu anlaşılan iyi işçilikli, kırmızı astarlı seramik, altın, gümüş, bronz takı ve prestij gösteren lüks tüketim eşyalarına rastlanır.
Ayanis’te bulunan yelpaze sapının üzerinde bulunan yazıttan, eşyanın II Rusa’nın eşi Kakuli’ye ait olduğu anlaşılır.
Yine Çavuştepe’de saray alanının batı kısmındaki odalarda, prestej gösteren altın ve gümüş zengin takı parçaları bulunmuştur.
Tapınak kompleksi;
Krali kentlerde en dikkat çeken mimari birim, tapınak kompleksidir.
Kompleks, merkezi planda kule tipi kare planlı tapınak ve çevresinde avlu ve avlunun kenarında bulunan çeşitli mekanlardan oluşur.
Bu mekanlardan bazılarının Ayanis örneğinde olduğu gibi, tapınağa hizmet eden depo mekanları olduğu anlaşılır.
Üç örnek dışında tüm krali kentlerde, tapınak tespit edilmiştir.
Çavuştepe örneğinde olduğu gibi, bazı kentlerde birden fazla tapınak vardır.
Depo yapıları:
Krali kentlerde, içerisinde pitosların bulunduğu depo yapıları vardır.
Bu yapılar, uzun geçen kış günlerinde sitadelin ihtiyacı için gerekli erzakın depolandığı yerderdi.
Krali merkezler dışında, eyalet merkezlerin tümünde görülen depo yapıları, krali kentlerin ekonomik işlevini gösterebilir.
Depo mekanlarında bulunan pitoslar üzerinde, hacim bildiren ölçek, damga, hiyeroglif veya çivi yazısı bulunabilir.
Y. Anzaf, Karmir Blur, Bastam ve Ayanis’te karşılaşılan üzeri mühür baskılı bulla ve mühürler; depolardaki pitosların bir sistem dahilinde doldurulduklarını ve kayıt altına alındığını gösterir.
Depolardaki ürünlerin ihtiyaç duyulduğunda çıkarıldığı, kullanıldığı veya gereken yerlere sevk edildiği söylenebilir.
Nitekim Karmir Blur, Toprakkale, Bastam ve Y. Anzaf’da bulunan kil tabletler, bu malların dikkatli şekilde kayıtlarının tutularak sevk edildiğini göstermektedir.
İnşa yazıtları:
Krali kentlerde, kentlerin krallığın yatırımı olduğunu gösteren inşa yazıtları vardır.
Y.Anzaf, Çavuştepe (İrmuşini tapınağı), Aznavurtepe, Arinbend, Ayanis ve Bastam’da tapınakların duvarlarında inşa yazıtları bulunur.
Ayrıca Van kalesi, Kef, Karmir Blur’da: depo ve çeşitli inşa faaliyetlerinden bahseden yazıtlar bulunur.
Daha çok tapınak ve depo yapılarının üzerinde görülen bu yazıtlar, eyalet merkezleriyle krali kentler arasındaki en büyük ayrımlardan birini oluşturur.
Kaya mezarları:
Değerlendirilen 12 krali kent arasında kaya mezarı sadece, başkent Van kalesinde vardır.
Başkentte her biri anıtsal özellik gösteren 4 adet çok odalı kaya mezarı, kral ve kralın ailesi için inşa edilmiştir.
Dolayısıyla krali soydan gelen valilerin öldüklerinde Van kalesinde bulunan aile mezarlarına gömüldüğünü söylemek mümkündür.
Mühür-bulla ve tabletler:
Krali kentlerde yapılan kazılarda mühür, bulla ve tabletlere rastlanır.
Karmir Blur, Ayanis, Bastam ve Van kalesinde bulunan kil tabletler üzerinde “aşuli” unvanı vardır.
Bu unvan; krali soydan gelen yöneticiler tarafından kullanılmaktadır.
Toprakkale, Bastam, Ayanis ve Karmir Blur’da bulunan, üzerinde çivi yazısı ve hiyeroglif bulunan mühür ve mühür baskıları, yukarıda sözünü ettiğim, üzerinde “aşuli” unvanı bulunan mühürlerle motif ve tasarım açısından büyük benzerlik göstermektedir.
Van Loon, bu tür mühür baskılarını, krali ve resmi mühürler olarak tanımlar.
Yöneticilerin kimlikleri:
Dönemin yazılı belgeleri, krali kentleri yönetenlerin kimliğine dair ipuçları verir.
Asur kayıtlarında adı geçen Vali Abuliuqunu’nun abisi Ursene’nin (vekil başkomutan) krala karşı giriştiği bir isyandan dolayı, af dilemek amacıyla kralın huzuruna çıktığı görülür.
Başkomutanların krali soydan geldiği düşünüldüğünde, Ursene’nin kardeşi olan Vali Abaliuqunu’nun hanedan soyundan olduğu anlaşılır.
Yine Asur kralı II Sargon’un Urartu’ya karşı yaptığı 8’nci seferini anlatan yıllıklarında krali soyun yaşadığı Urartu eyaletlerinden bahsedilir.
Aynı yazıtta: Urartu kralı Rusa’nın şehri Arbu ve İştarduri’nin kentinden söz edilir.
Asur orduları bu kentlerin yanında bulunan kralın kardeşlerinin ve krali soyun yaşadığı tahkimatlı 7 kenti yıkar ve Haldi tapınağını yakarak kült odasını tahrip eder.
Haldi tapınaklarının krali kentlerdeki varlığı göz önüne alındığında Asur ordularının Urartu kentlerinden birini ele geçirdiği düşünülebilir.
Nitekim Çavuştepe’deki saray alanının çöplüğünde, iki ayrı tabakada görülen yanığın izlerinden geç olanın, Sargon’un 8’nci seferiyle ilişkili olabileceği kabul edilir.