İstanbul Hidiv Kasrı

İstanbul Hidiv Kasrı

Yapı: 1907 yılında Mısır’ın son Hidivi (Osmanlı döneminde Mısır Valisine Hidiv deniliyordu) Abbas Hilmi Paşa tarafından İtalyan mimar Delfo Seminati’ye yaptırılmıştır.

Aslında Hilmi Paşa, annesiyle birlikte Bebek Sahilindeki yalıda yaşamaktadır.

Ancak, Avustralyalı bir kadınla evlenir ve annesi, bu evliliği ve gelini kabul etmez.

Bunun üzerine, Hilmi Paşa, Anadolu yakasına geçer ve Çubuklu’da bu yalıyı yaptırır.

Yeni hanımı ile birlikte, bu kasra yerleşirler.

Hilmi Paşa, Boğazı ve mehtabı seyrederken kahve içmek için yapıya bir rasat kulesi eklettirir.

Bugün 152 basamaklı bir merdivenle çıkılan bu kule, aslında daha yüksek olacakmış.

Ancak Sultan II Abdülmecit izin vermez ve sebep olarak şöyle der “İstanbul semalarında, minareden daha yüksek bir yapı görmek istemiyorum”

Hilmi Paşa, Mısır’daki Hidiv görevini kaybedince, 1940’lı yıllarda yabancılara uygulanan “Varlık Vergisi” nedeniyle, borçlarına karşılık, bu saray yavrusu yalıyı Vali Muhittin Üstündağ’a satar ve Türkiye’yi terk eden, İsviçre’ye yerleşir ve orada ölür.

Evet gelelim binanın başlıca özelliklerine:

Binanın giriş holünde tarihi asansör bulunur. Bu asansör, İstanbul şehrinde elektrikle kullanılan ilk asansördür ve günümüzde kullanılmaya devam eder.

Osmanlı topraklarında, elektriğin henüz kullanılmadığı dönemde, Abbas Hilmi Paşa, Sultan Abdülhamit’ten aldığı izinle, itfaiyenin bulunduğu yerde bir jeneratör tesisatı kurdurur ve buradan sağladığı elektrikle, hem yapının hem de Çubuklu camisinin aydınlatılmasını ve asansörün elektriğini sağlar.

28 Ocak 2024
bosluk

İstanbul Gül Camii

İstanbul Gül Camii

 Burası, Eski Bizans kilisesi “Aya Teodosia” dır.

1499 yılında camiye çevrilmiştir.

Gelelim Aziz Teodosia kimdir?

İmparatorluk Sarayının giriş kapısının üstündeki “İsa İkonu” nun kaldırılması; Teodosia isimli bir kadının önderliğindeki halk tarafından tepkiyle karşılanır ve bunun üzerine Teodosia öldürülür.

Daha sonra, öldürülen bu kadının bir azize olduğu anlaşılır.

Tüm eşyalarıyla birlikte, isminin verildiği bu kiliseye gömülür.

Bir anda önemli olan bu kişiyi ziyaret etmek için, kiliseye pek çok insan gelmeye başlar.

Ancak 1204 yılındaki Haçlı-Latin işgali sırasında, bu kilise de tahrip edilir.

İşgalden sonra, kilise restore edilir ve ardından “29 Mayıs” tarihleri, her yıl Azize Teodosia Yortusu olarak kabul edilerek dini törenler yapılmaya başlanır.

Azize Theodosia’nın simgesinin “gül” olduğu söylenir.

Adının anlamının da “solmayan gül” olduğu rivayet edilir.

Bu yüzden, bu kutsal yortu günlerinde, kilise güllerle donatılırmış.

Ayrıca kilise, zamanla adeta bir şifa merkezi durumuna dönüşmüştür.

Dilsiz birinin gelmesi ve dilinin çözülmesi, kilisenin bu özelliği daha da kuvvetlendirmiştir.

Evet, bina, şehirdeki en görkemli Bizans kiliselerinden biriydi.

Ayasofya’dan sonraki en büyük kiliseydi.

En büyük özelliği “yüksekliği” idi.

Çünkü kilise, bir set üstünde durmaktaydı.

Yerden bayağı yüksek kaide şeklinde duran bir zemine oturtulmuştu.

Gelelim efsanelere:

Birinci efsane:

Gül Camii ismiyle ilgilidir. Azize Theodosia’nın yortu günü 29 Mayıs günüdür.

1453 yılında, Theodosia’nın şefkatini istemek ve şehri Türklere karşı koruması için Tanrı’ya dua etmek üzere kilisede, kalabalık bir cemaat toplanır.

Kilise, yortu sebebiyle güllerle süslenir.

Şehir düştükten sonra, yani ertesi günü kiliseye giren Türk askerleri, hala orada duran gülleri görür ve böylece kiliseye “gül” ismi verilir.

İkinci efsane:

Azize Theodosia kilisesinin son Bizans İmparatoru XI Konstantinos Dragas’ın mezar yeri olduğu hakkındadır.

İmparatorun ölümüne ve nereye gömüldüğüne dair değişik söylentiler vardır.

Ama eski kuşak Rumlar, Azize Theodosia kilisesinin güneydoğu payesinde gömüldüğüne inanırlar.

Gerçekten de burada bir mezar yeri vardır.

Ancak bir Türk söylentisine göre; bu İmparator Konstantinos’un değil, “Gül Baba” isimli bir Müslüman ermişin, camiye ismini veren “Gül Baba” nın mezarıdır.

Son bir teori: mezar hücresindeki eski Türkçe bir levhada, burada İsa’nın havarilerinden birinin yaptığı yazmaktadır. Bu levhada yazılı olan metinde “Havarinin mezarı, İsa’nın öğrencisi, selameti onunla olsun” yazılıdır.

Evet bu mezarda kimin yattığı kesin olarak bilinmiyor.

Aranan kelimeler:

27 Ocak 2024
bosluk

İstanbul Beylerbeyi Sarayı

İstanbul Beylerbeyi Sarayı

18’nci yüzyılda yaşamış bir gezgine göre: İmparator Büyük Konstantinus’un diktirdiği bir haçtan dolayı, Bizans döneminde “İstavroz Bahçeleri” adıyla anılan yöre, Osmanlı döneminde , padişahların “Has Bahçelerinden” biri olarak kullanılmıştır.

Buraya Beylerbeyi adının verilmesinin sebebi, 16’ncı yüzyılda Beylerbeyi Mehmet Paşa’nın burada bulunan köşkünden kaynaklanır.

1829 yılında Sultan II Mahmut, buraya bir ahşap sahil sarayı yaptırır ve bölge hareketlilik kazanır.

Takip eden dönemde ise, Sultan Abdülaziz tarafından, Sultan II Mahmut’un yaptırdığı ahşap sahil sarayı yıktırılır ve 1861-1865 yılları arasında yeni bir yapı yaptırılır. Bu yeni yapının mimarı Sarkis Balyan’dır.

Yapımı 4 yıl süren yeni binanın yapımında beş bin kişi çalışmıştır. Çalışan işçilere moral ve şevk vermek için müzisyenler sürekli müzik çalmışlardır.

Denize düşkünlüğü bilinen Sultan Abdülaziz, ayrıca tavanları bol miktarda deniz ve gemi tablolarıyla süsletmiştir.

Tahtan indirilince, Selanik’e gönderilen II Abdülhamit, Balkan Savaşı çıkınca, 1918 yılında Beylerbeyi Sarayına getirilmiş ve ömrünün son 6 yılını burada geçirmiş ve sarayda ölmüştür.

26 Ocak 2024
bosluk

İstanbul Kuzguncuk Abdülmecit Efendi Köşkü

İstanbul Kuzguncuk Abdülmecit Efendi Köşkü

Gümüşyolu caddesindedir.

Bina, 1870’lerde Hidiv İsmail Paşa için av köşkü olarak inşa edilmiştir.

Mimarının Alexander Vallaury olduğu düşünülüyor.

Şahzade ve Son Halife Abdülmecit Efendi, 200 dönümlük bir bahçe içindeki bu köşkte, 29 yıl yaşamıştır.

Ona bu köşkü veren, kuzeni Sultan II Abdülhamit, Abdülmecit Efendinin şehre gelmesine izin vermez.

Gelelim, Abdülmecit Efendinin hayat hikayesine:

Sultan Abdülaziz’in oğlu olan Abdülmecit Efendi, 1868 yılında doğmuştur.

Sultan olma şansını, birkaç yıl geç doğduğu için kaybeder.

1922 yılında Saltanatın kaldırılması üzerine, Halifeliğe getirilir.

1924 yılında Halifeliğin kaldırılmasıyla sürgüne gönderilir.

1944 yılında Paris’te ölür.

Türk devletinden izin çıkmayınca, yıllarca Paris Camii morgunda bekletilen naaşı, Mekke’ye götürülür.

Evet, Abdülmecit Efendi, çok başarılı bir ressamdır.

O yüzden Abdülmecit Efendi, Pierre Loti’ye burayı mezar gibi gördüğünü söyler.

Zaman geçirmek için, partiler verir, tablolar yapar.

25 Ocak 2024
bosluk

İstanbul Yuşa Tepesi

İstanbul Yuşa Tepesi

Yatırın ne zamandan beri burada olduğu bilinmez.

Çeşitli söylentiler vardır.

Ancak tahminlere göre, Bizans’tan önceki dönemden kalmadır.

Çünkü aynı tepe üstünde, muhtemelen “Zeus” a adanmış, antik bir tapınak izlerine rastlanmıştır.

Muhtemelen Bizans’ın altın çağlarında, İmparator I Justianus döneminde, bu antik tapınak kalıntıları üstüne “Aziz Misel” gömülmüş ve mezarın üstüne bir kilise yapıldığı tahmin edilmektedir.

İstanbul’un fethinden sonra ise, burada bulunan mezar yeniden düzenlenmiştir.

Evet “Yuşa” nın gerçek adı “Yesu” dur.

Hz Musa’nın yeğenidir ve Tevrat’da adı geçen bir Yahudi Peygamberidir.

Ancak, tarihçilere göre, burada yatan Yuşa Hazretlerinin, Tevrat’da adı geçen Yuşa ile ilgili yoktur.

Çünkü burada yatan kişinin Hıristiyan bir din adamı veya Müslüman bir şeyh olduğu ileri sürülmektedir.

Osmanlı döneminde, eski kayıt defterlerine göre, burada 17551757 yılları arasında “28 Çelebizade Mehmet Sait Efendi” nin Sadrazamlığı döneminde, inşa edilen bir tekke vardır.

Ancak bu tekke, yangında yok olmuş ve Sultan Abdülaziz döneminde yeni bir mescit inşa edilmiştir.

Mezar, 17 metrelik boyu ile dikkat çeker.

Ancak, muhtemelen burada yatan ermiş kişinin, tam olarak nerede gömüldüğünün bilinmemesi için mezar büyük düzenlenmiştir.

Bir diğer görüşe göre ise, bir saygı göstergesi olarak, kabrin boyutlarının büyük düzenlendiğidir.

25 Ocak 2024
bosluk

Artemis Tapınağını yakan adam

Artemis Tapınağını yakan adam

Bu hikaye: antik dönemde tapınağını yanmaktan koruyamayan bir tanrıçaya aittir.

Efes Artemis tapınağı, dönemin en önemli, güçlü ve zengin şehirlerinden Efes antik kentinin, yalnızca 200 metre yakınındadır.

Şehir ile tapınak arasındaki kutsal yol; antik dönem yazarlarının tanımlamalarına göre, 190 metredir.

Tapınak: 6000 metre karelik bir alana yapılmıştır ve çevresinde 400 metre genişliğinde bir koruma alanı bulunur.

Tapınak gelirleri: ziyarete gelenler ve kutsal limanı kullanan gemilerden elde edilir.

Ayrıca: tapınağın iç avlusunda, iş gören tüccarlar da tapınağa belli bir pay ödemektedirler. Bunlar: tanrıçanın kült heykellerini ve tapınağın gümüşten yapılmış minyatür kopyalarını satarak para kazanıyorlardı. Ayrıca, yine tapınak avlusunda, kehanet bilimcileri falcılar, büyücüler, kurban eti satan rahip ve rahibeler bulunuyordu.

Evet gelelim şimdi tapınak hakkında anlatılan ilginç bir efsaneye:

MÖ 600 yıllarında tapınak tarihini son derece etkileyen bir olay yaşanır.

Efes şehrinde yaşayan “Herostratos” isimli bir şahıs vardır.

Kendisinin: kunduracılık yaparak geçimini sağlayan, kimseye zararı olmayan biri veya bir köle olabileceği söylenir. Herostratos’un da her insan gibi hayalleri ve arzuları vardı. En büyük arzusu da ünlü bir kişi olarak tarihe geçmekti.

O sadece dönemin en ihtişamlı tapınağını ateşe vererek kazanacağı şan ve şöhreti düşünüyordu.

Sonunda çevresindekilerin de etkisiyle kararını verdi ve MÖ 21 Temmuz 356 günü gecesi tapınağın çatısına çıkıp burada bulunan ahşap kirişlere yağlı paçavraları bağladı, sonra onları tutuşturdu.

Yaz sıcağının da etkisiyle çok geçmeden alev alet yanan tapınak, bir gecede artık bir daha kullanılamayacak derecede yanarak ağır hasar aldı.

Yetkililer kendisini yakaladığında ise, suçunu itiraf eder.  

Efesli yetkililer, böylesine bir tapınağı yakıp bunu küstahça itiraf eden Herostratus’u idam cezasına çarptırırlar. Ölüm cezası ile adının bir daha anılmayacağını ilan ettiler. Adı tüm resmi kayıtlardan silindi.

Ancak yine de bir süre sonra ünlü olur. İlk kez Khioslu tarihçi theopompus, philippica adlı eserinde Herotstarot’tan bahseder. Onu daha sonra Strabon anar.

İronik bir şekilde: Herostratos’un ününü duyarların çok az bir kısmı, arkaik Artemis Tapınağının mimarları Samoslu Theodoros, Giritli Khersiphronos ve oğlu Metagenes’i bilmezler.

Yani, insanlar o muhteşem tapınağı yapanları değil yıkanları daha çok merak etmiştir.

Herostratos, doğru düşünmüş ve tanrıçanın bu en güzel mabedini yakarak asırlar sonra dahi kendinden söz ettiren bir kişi olarak ün kazanmıştır.

İsmi, şan ve şöhret tutkunu, kötü şöhretli kişilere verilen bir deyim olur.

Bir başka olay daha var.

Tabii Efesliler, tapınak yanında, Tanrıça Artemis’e sitem ederler. “Sen nasıl bir Tanrıçasın ki, kendi tapınağını yanmaktan kurtaramadın”

Ancak: antik dönem yazarlarının yazdıklarına göre, Tanrıça Artemis, o gece, Efes şehrinde değildir, Makedonya’nın Pella şehrindedir ve Büyük İskender’in doğumuna yardımcı olmaktadır.

Çünkü yıldızlar o gün doğacak kişinin, büyüdüğü zaman büyük bir kral-imparator olacağını, o çağ dünyasının her yönüne akınlar yapacağını ve ülkeleri ele geçireceğini ve yeni bir çağ yaratacağını söylemişlerdir.

Antik dönem yazarlarından Plutarkhos’a göre: Artemis, o gece başka bir işle meşguldür ve tapınağın yanmasına engel olamamıştır.

Her ne kadar tapınak yanmış olsa da, Efesliler Artemis olmadan yaşayamazlar ve bu yüzden şehir yöneticileri ve halk birleşerek, yeni bir tapınak yaparlar.

20 Aralık 2023
bosluk

Karun gibi zengin

Karun gibi zengin

Kroisos, günümüzden 2600 yıl önce, Salihli yakınlarındaki Sardes şehrinde oturan Lydialı Mermnad Sülalesinin hükümdarı Alyattes’in (MÖ 619-560)’ in Karialı bir anneden olma en büyük oğludur.

Prenslik yllarında Adramyteion (bugünkü Edremit) valiliğinde bulunduktan sonra MÖ 560 yılında 35 yaşında tahta çıkar.

O, gerçekten eski çağın en varlıklı hükümdarlarından biriydi.

Zenginliği ve cömertliğiyle antik dünyanın en saygın kişilerinden biri durumuna geldi.

Daha o zamanlar, çok varlıklı kişiler “Kroisos gibi zengin” nitelemesiyle anılıyordu, Atinalı zenginler çocuklarına “Kroisos” adını veriyorlardı.

Ona olan hayranlığın başlıca sebebi ise “cömertliği” idi.

Kroisos paha biçilmez hediyeler gönderdikçe, Yunanlılar da ona daha önce hiçbir ölümlüye göstermedikleri saygı ve sevgiyi gösteriyorlardı.

En görkemli hediyeler, başta Delphi Apollon Tapınağı olmak üzere, Efes Artemis ve Didyma Apollon gibi kehanet merkezlerine gidiyordu.

Dünyanın 7 harikasından biri olan kabul edilen Efes Artemis Tapınağının inşasına büyük yardımlarda bulundu.

Lydia Krallığı, MÖ 546 yılında Büyük Kryors tarafından tarih sahnesinden silindi ve ülke MÖ 334 yılında Büyük İskender’in gelişine kadar yaklaşık 200 yıl süre Pers Akhaimenid Krallığının egemenliği altında kaldı.

Görüldüğü kadarıyla, Lydia Hazinesi olarak bilinen sanat eserleri, Kroisos’un zamanından günümüze ulaşan zenginliği küçük bir yansıması olabilir.

Halen Uşak Arkeoloji Müzesinde “Karun Hazineleri” (Lydia Hazinesi) başlığı ile sergilenen eserler: Uşak’a bağlı Güre köyündeki bir gurup tümülüs ile Manisa Kırkağaç ilçesindeki Harta tümülüsünde, kaçak kazılar sonucu ele geçmiş koleksiyondur.

1960’lı yıllarda yağmalanan eserlerin bir kısmı: 1966-1968 yılları arasında, Jandarma tarafından el konulup Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesine teslim edilmiştir.

450’nin üzerinde parçadan oluşan koleksiyonun kalan kısmı ise: Amerika Birleşik Devletlerine kaçırılmıştır. Amerika’ya götürülen eserler, New York Metropolitan Müzesi tarafından satın alınmış ve 1984 yılında düzenlenen bir sergiyle ilk kez tanıtılmıştır.

Kültür Bakanlığı, eserlerin Türkiye’ye getirilmesi için harekete geçmiş 1987 yılında New York Eyalet Mahkemesinde açılan dava sonucunda, Metropolitan Müzesi, hazineye ait tüm parçaların iadesini kabul etmiş ve eserler, Ekim 1993 tarihinde Ankara’ya getirilmiştir.

14 Şubat 1996 tarihinde ise, eserler anayurdu Uşak’a nakledilmiştir.

20 Aralık 2023
bosluk

Dünyanın en mutlu insanı

Dünyanın en mutlu insanı

Atinalı bilgin Solon, bir gün Kral Kroisos’u ziyarete sarayına gelir.

Zenginliğiyle gösteriş yapmayı seven Kral, Solon’u sarayında gezdirip hazinelerini, edindiği mal varlığını büyük bir keyifle gösterir.

Sonra da Solon’a sorar “Sevgili Atinalı bilge dostum Solon, senin engin bilgine dair çok şey duydum, bilginin peşinden tüm dünyayı dolaştığın biliniyor, peki söyle bana kimdir dünyanın en mutlu insanı”

Solon, Krala hitaben: “kendisinin, dünyanın en mutlu kişisinden sadece bir tanesi olduğunu” söyler.

Kral Kroisos: bu cevaptan rahatsız olur.

“Diğer ölümlüler nasıl muhteşem bir sarayı, devasa bir krallığı olan Kroisos’tan daha mutlu olabilirler? der.

“Neler diyorsun Atinalı dostum, nasıl oluyor da beni bu basit ve ölümlü insanlardan daha az mutlu buluyorsun?”

Solon şöyle der: “Bugün işler iyi gidiyor diye, yarın da iyi gideceğini fark etme. Her an başına talihsizlikler gelebilir, bugün mutlu iken yarın da mutsuz olabilirsin. Senin mutlu bir insan olup olmadığını ancak ölünce anlayacağız.”

“İnsan için sadece talih ve talihsizlik vardır. Evet görüyorum sen çok zenginsin, çok insana hükmediyorsun, ama ömrün boyunca her zenginliğe erişmek mutluluğa yetermi? Bir insanın mutlu olup olmadığını anlamak için ömrünün güzel bir sonla bağlandığını görmek gerekir. O ki ömrü boyunca her zenginliğe erişir ve en son dünyadan hoşnut ayrılır, işte o bana göre en mutlu insandır. Her şeyin sonuna bakılmalıdır. Tanrı çok insana mutluluğu yem olarak sunar, sonra da çeker alır elinden” der.

Savaş

Sonrasında: Kral Kroisos Perslerle girişeceği savaş öncesinde Delpho rahiplerine danışır. Ancak kahinler, anlaşılması güç ifadeler kullanırlar ve net bir cevap vermekten kaçınırlar. Sadece savaşın sonunda büyük bir imparatorluğun yıkılacağını söylerler. Bunun üzerine kendine güvenen Kral Kroisos, Pers krallığına karşı MÖ 546 yılında saldırıya geçer.

Pteria’da iki tarafında kazanamadığı savaştan sonra yeni ve güçlü bir ordu kurmak için başkent Sardes’e döner. Ama onu izleyen Pers imparatoru Kyros, ani bir saldırı ile Sardes şehrini ele geçirir.

Lydia Kralı zengin Kroisos’un sonu:

Esir edilen Kral Kroisos, diri diri yakılmaya mahkum edilir.

Persler, zincire vurulmuş olan Kroisos’u odun yığınlarının tepesine çıkarırlar. Her iki yanına da yedişer Lydialı çocuk koyarlar. Kroisos, odun yığınının üstünde, Solon’un “hiçbir canlılın henüz yaşadığı sürece mutluluktan tam emin olamayacağı” yolundaki sözlerini hatırlar ve üç kez “Soloon” diye bağırır.

Kroisos’un bağırmasını işiten Pers kralı, adamlarına emir vererek ateşi yaktırmaz ve adını andığı şahsın kim olduğunu öğrenmek ister. Bir süre sustuktan sonra Kroisos, şunu söyler: “Bir adam ki, dünyanı yöneten kişiler onunla konuşabilmiş olsalardı; en büyük hazinelerden daha değerli bir şey olurdu.”

Sonra Atinalı Solon ile aralarındaki konuşmayı anlatır. Pers kralı Kyros’un yüreği sızlar ve bir gün böyle bir şeyin kendi başına da gelebileceğini düşünerek, Kroisos’un ve Lidyalı çocukların ateşin üzerinden indirilmelerini söyler.

Ancak ateş sönecek gibi değildir. Buna rağmen bir mucize gerçekleşir, Tanrı Apollon müdahale eder, gökten sel gibi yağmur yağar ve ateşi söndürür.

Kroisos, odun yığını üzerinden indirilince, Kyors ona “Kroisos, kim sana söyledi benim topraklarıma saldırmayı ve benimle dost yerine düşman olarak karşılaşmayı” der.

Kroisos “Kral, bunu yapan senin iyi talihin ve benim kötü talihimdir, çünkü kimse barış dururken savaşı seçecek kadar deli değildir, barışta oğullar babalarını gömerler, savaşta ise babalar oğullarını mezara indirirler.”

Aranan kelimeler:

20 Aralık 2023
bosluk

Efesli Herakleitos ve Değişim

Efesli Herakleitos ve Değişim
Efesli Herakleitos

Efesli Herakleitos (MÖ 500): dünyanın yaratılışının ilk sebebini belirlemeye çalışan, Sokrates öncesi ilk filozoflardan biriydi.

Hava ve su teorilerini reddetti ve hem yarattığı hem de yok ettiği için ateşin ilk neden olduğunu iddia etti.

Herakleitos: yazılarının anlaşılması çok zor olduğu için çağdaşları tarafından “Karanlık Filozof” olarak biliniyordu.

Çoğu insanın anlayışını, onunkiyle karşılaştırırdı.

Herakleitos’a göre, sadece gerçeğin peşinde olan filozoflar tamamen uyanık ve tamamen canlıydı ve kendisini zamanının tek filozofu olarak görürdü.

Temel iddiası: yaşamın temel, altta yatan özünü “değişim” olarak kabul eden “Panta Rhei” (hayat akıştır) ifadesinde özetlemiştir.

Hayatta hiçbir şey kalıcı değildir ve olamaz.

Çünkü varoluşun doğası değişimdir.

Herakleitos’a göre: değişim, hayatın sadece bir parçası değil, hayatın ta kendisidir.

Ona göre her şey sürekli olarak yaratan ve yok eden karşıtların çarpışmasıyla var olur ve yok olur.

Her ikisinin de dönüşümde etkili olduğunu iddia ettiği için çekişme ve savaştan yakınanları ciddi şekilde eleştirdiği söylenir.

27 Ağustos 2023
bosluk

Uçak kazası

Uçak kazası

Tarih: 17 Şubat 1959 Salı.

Londra’da Kıbrıs görüşmeleri yapılacaktır.

Adnan Menderes başkanlığındaki Türk heyeti, Türk Hava Yollarının Viscount tipi “Sev” isimli 1958 yapımı 4 motorlu uçağı ile İstanbul’dan hareket eder, yakıt ikmali için İtalya’nın başkenti Roma’da mola verilir ve daha sonra saat: 15.50 gibi Londra Heathrow Havaalanına inecekken, aşırı sis yüzünden, uçak Londra şehrinin 24 km uzağındaki Gatwick havaalanına iniş için yönlendirilir.

Sonradan yapılan beyanlara göre, gündüz güneşli bir hava olmasına rağmen, öğleden sonra saat 3 gibi sis çöker. Uçak Gatwich havaalanına iniş için alçalır ve pas geçilip birkaç tur atılır. Hatta bir ara Paris’e gitmesi düşünülür ancak bundan vazgeçilir.

Saat 16.58’de ise, THY uçağı ile havaalanı kule arasındaki telsiz irtibatı biter.

Çünkü uçak iniş rotasından ayrılarak: Gatwick havaalanına yaklaşık 12 km uzaklıktaki Sussex bölgesinde, Newdigate köyü yakınlarındaki ormanlık alana (Jordan’s Wood, Rusper) düşer.  Uçak ağaçların içine 6 derecelik bir açı ile düşmeye devam ederken, önce iniş takımları yerle temas etmiş, uçağın vuruş anında kuyruk kısmı kopmuş, uçak parçalanmaya başlamıştır. Uçak bu haliyle hafifçe tekrar yükselmiş ve 250 metre ileride yerle tekrar temas ederek yanmaya başlamıştır. Yolcular, feryat ederek yanan uçaktan çıkmaya çalışıyorlardı.

Hemen yakınlarda, Newgate Chafford çiftliğinde, bahçıvanlık yapan Peter Weller ve iki arkadaşı, kazayı görürler. Korkunç bir motor gürültüsü ve sivil bir uçağın üstlerinden hızla inmeye başladığını görünce, bulundukları tarlada yere kapanırlar.

BİR İDDİA:

Muhtemelen THY uçağı Gatwich havalanına yaklaşırken, hava ve görüş mesafesi kötüydü.

Ancak Yunan heyetini ve Yunanistan Başbakanı Karamanlis’i getiren uçak, Menderes’in uçağının düşmesinden sadece 15 dakika sonra, Gatwick havaalanına inmiştir. Yunan uçağının pilotu: görüş mesafesinin 1 milin üzerinde iyi olduğunu söylemiş. Bu durum, bir komplo teorisini ortaya atmış olsa da, bu durum daha sonra irdelenmedi.

İngiltere milli arşivindeki kayıtlarda ise uçağın düşme nedeni “Pilotaj Hatası” olarak yazılıdır. Uçağın yüksekliğini ölçen altimetre cihazının son anda bozulmuş olabileceği, tecrübeli kaptan pilotun böyle bir inişe geçmeyeceği de iddialar arasında.

OLAY YERİNE İLK ULAŞANLAR:

Bu 3 İngiliz, uçağın patlama sesiyle yakınlardaki ormana düştüğünü görünce ve hemen olay yerine giderler.

İlk gördükleri, uçağın ikiye ayrıldığıdır.

Uçağın gövdesine girerler, koltuklarda baygın durumda yatan birkaç yolcuyu emniyet kemerlerini keserek uçak dışına çıkarırlar. Hıçkıra hıçkıra bağlayan genç bir hostesi kurtarmayı başarırlar.

Menderes, uçağın arka kısmında, ortada masa olan 4 koltuktan birinde oturuyordu. Zaten kazadan sağ kurtulanların hepsi, uçağın sağlam kalan kuyruk kısmında oturuyorlardı.

Kazada, Menderes uçağın enkazında baş aşağı asılı kalmış, ayağı, uçağın yarılan tabanına sıkışmıştır.

Heyette bulunan bir milletvekili, onun dışarı çıkmasını sağlar. Menderes’in bir koluna Rıfat Kadızade diğer koluna da Şefik Fenmen girerek kaza mahallinden uzaklaştırıp yere oturturlar. Kurtulan yolculardan Melih Esenbel de hemen onların yanına gelir.

TONY VE MARGARET HALLER:

Olay yerine gelen: Londra’nın güneyindeki Surrey bölgesinde yaşayan; Tony Halley isimli bir çiftçi ve hemşire eşi Margaret (savaş dönemlerinde hemşirelik yapmıştır), o sırada Menderes’i; takım elbiseli, çamur ve kana bulanmış bir şekilde çalıların üzerinde otururken bulurlar. Ancak Menderes, kazadan hiçbir yara almadan kurtulmuştu ve üzerindeki bütün o kan lekeleri de çevresindeki yolculardan ona bulaşmıştı.

Menderes, İngilizce olarak “Hiçbir şeyi olmadığını ve uçaktakilere yardım etmelerini” söyler.

Tony Halley: uçaktakilere yardım etmeye giderken, hemşire eşi Adnan Menderes’e göz kulak olmak için orada kalır, Menderes’i çimlere yatırır ve bilincini açık tutmaya çalışır.

Hemşire Margaret: aralarında Menderes’in de bulunduğu 3 kişiyi, köy evlerine götürür, kanepelere yatırır ve profesyonel tıbbı müdahalede bulunur.

Ambülans olay yerine gelince, Menderes, Londra Clinic’te tedavi altına alınır.

Kazadan iki gün sonra, London Clinic’te gözetim altında, hasta yatağında Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsız bir devlet olmasını sağlayan Londra Kıbrıs Anlaşmasını imzaladı. Önceden içeriği büyük ölçüde belli olan ve Londra’ya zaten tamamlanmak üzere gidilen bu anlaşmaya, bu yüzden bir yakıştırma ile “Başucu Anlaşması” da denir.

Kazadan bir hafta sonra, Menderes, Tony ve Margaret Bailey çiftinin evine teşekkür ziyaretine gider ve kendilerini Türkiye’ye tatile davet eder.

UÇAKTA BULUNANLAR:

Uçakta 24 yolcu vardır.

Kaza sonucunda, uçaktaki 8 mürettebattan 5 kişi ve 16 yolcudan 9 kişi hayatını kaybeder.

Yaralananlar ise, 10 kişidir. Yaralı olarak hastaneye getirilenlerin hepsi zamanla iyileşip sağlığına kavuşurken, hayatını kaybedenlerin kazadan hemen sonra orada vefat ettikleri anlaşılır.

Londra’nın güney batısındaki Brookwood mezarlığındaki Türk Hava Şehitliğinde, üzerinde kazada hayatını kaybedenlerin isimlerinin yazılı olduğu bir anıt bulunuyor.

TÜRKİYE’YE GERİ DÖNÜŞ

Başbakan Menderes, kazadan 8 gün sonra taburcu olur ve 25 Şubat 1959 günü akşamı, uçakla İstanbul’a  döndü ve saat: 18.05’de Yeşilköy Havaalanına indi.

28 Şubat 1959 günü trenle Ankara’ya dönmek üzere Sirkeci garına geldiğinde çocuğunu kurban etmek isteyen Üsküdarlı gece bekçisi Kara Kemal Ayson görülür. Kendisi engellenir.

Menderes, trenle Ankara’ya döndü. Ankara garında, kendisini binlerce kişi ile birlikte Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve muhalefet lideri İsmet İnönü karşıladı.

22 Şubat 1959 günü kazada yaşamını yitirenlerin cenazeleri Türkiye’ye getirildi ve törenle toprağa verildi.

Kazada kazazedelere yardım eden Tom ve Hemşire Margaret Bailey ve bahçıvan Peter Weller: 1959 yılının Ağustos ayında, Türkiye’ye gelirler ve Başbakan Menderes’in özel konukları olarak ağırlandılar. İstanbul, Ankara ve İzmir’i ziyaret ederler.

Ankara ziyaretlerinde, Menderes ailesiyle öğle ve akşam yemeğinde bir araya gelirler. Ziyaretlerinin ardından, Türkiye’yi çok seven Bailey çifti, yıllar boyunca özellikle yaz tatillerini Türkiye’de geçirirler. Ancak Tony Bailey, 1995 yılında hayatını kaybeder.

Başbakan Menderes, sonrasında uzun yıllar uçağa binmedi.

İspanya’ya yaptığı ziyareti deniz yolu ile yaptı.

TARSUS

Dini duyguları yüksek Anadolu halkı, bu olayı Allah’ın takdirine bağladı ve bu düşünce kendisine büyük manevi destek sağladı.

9 Mart 1959 tarihinde DP Konya Milletvekili, Parti il kongresinde şu ifadeyi kullandı “Bu milletin başında Peygamberin, Allah’ın tayin ettiği bir lider var. Bu Adnan Menderes” dedi.

Sonunda onu kutsayanlar oldu.

Anadolu’ya her çıkışında çok büyük törenlerle karşılandı ve gittiği her yerde onun için onlarca kurban kesilmeye başlandı.

Hatta, 5 Ocak 1960 günü Mersin’e gitmekte olan Adnan Menderes’in önüne, Tarsus’ta Ali Bayat isimli kişi çıktı.

5 yaşındaki oğlu Süleyman Bayat’ı, kırmızı elbiseler giydirmiş ve boynuna yafta asmıştı.

Menderes’in otomobilinin önüne çıkarılan Bağlarbaşı köyünden Süleyman Bayat’ı uçak kazasında sağ kurtulan Adnan Menderes için babası tarafından kurban etmeye kadar götürdü.

Ali Bayat, bacaklarının arasına sıkıştırmış olduğu 5 yaşındaki oğlunu göstererek, uçak kazasından kurtulduğunuz için size kurban edeceğim dedi.

Menderes arabasından atlayarak cinayeti önledi.

Babasının daha sonraki beyanında bu konu hakkındaki söyledikleri “Süleyman’ı Allah verdi, Allah alır” demiştir.

Dönemin Tarsus Cumhuriyet Savcısı ise, 11 Ocak 1960 günü oğlunu kurban etmek isteyen Baba Ali Bayat hakkında herhangi bir işlem yapılmayacağını, suçta kasıt olmadığını ifade etmiştir. İçel valisi, durumu bir partilinin Başvekile sevgisinin sembolik ifadesi ve Tarsus Kaymakamı ise anormal sevgi olarak vasıflandırmıştır.

13 Temmuz 2023
bosluk

Hitit Prensi Mısır Firavunu olacakken

Hitit Prensi Mısır Firavunu olacakken

Tarih: MÖ 1350.

Hitit Kralı I. Şuppiluliuma: Mısır’da ortaya çıkan istikrarsızlık ortamından yararlanarak Doğu ve Güneydoğu’da yeni yerler fetheder.

Bölgede önemli müstahkem mevkilerden olan “Karkamış” şehrini ele geçirir.

Bu esnada: dönemin Mısır kraliçesinden kendisine hitaben bir mektup gelir.

Mektup, Kral Şuppiluliuma’ya okunduğunda, Kral ulağa şaşkın bakar ve “Tüm yaşamım boyunca böyle bir şeyle karşılaşmadım” şeklinde tepki verir.

Mısır ülkesinde, muhtemelen kocası Firavun Tutankhamun ölünce, Akhenaton’un kızlarından biri olan dul kraliçe “Ankhesenamun” Hitit Kralı I. Şuppiluliuma’ya bir mektup yazarak oğullarından birini kendisine eş olarak ister.

Mektup şöyledir “Adamım (kocam) aniden öldü. Bir oğula sahip değilim. Ama söylediklerine göre oğulların çokmuş. Eğer oğullarından birini bana verecek olursan, o kocam olacaktır. O Mısır’ın gelecekteki hükümdarı olsun. Asla kölelerimden birini alıp, koca yapmayacağım”

Ölen Firavunun “Nephururiye” olduğu biliniyor. Bu kişi, tahta geçtiğinde Tutankhamon adını almıştır.

Tutankhamon’un ölümü; gerçekten Mısırlıların meşhur 18’nci hanedanının sonu olduğu bellidir.

Firavunun mektubu yazan eşinin adı ise, Hititçe kralın eşi anlamına gelen “Dahamunzu” dur. Yani muhtemelen “Nefertiti” olmalıdır.

Evet, Hitit kralı Şuppiluliuma, dul kraliçenin bu isteği konusunda şüpheye düşer.

Çünkü, ölen Firavun, daha önce Mısır hakimiyetinde iken Hitit hakimiyetine geçen Kadeş şehrine saldırmıştır.

Hititler, Mısırlıların bu saldırısını püskürtmüştür. Ancak Hitit kralı, bu haince eyleme çok öfkelenmiştir. Çünkü Mitanni ile savaşırken, Mısır topraklarına girmemeye özen göstermiştir. Ancak bu haince eylemin ardından, Mısır’a bağlı olan daha güneydeki topraklara saldırarak misilleme yapmıştır. Yani, Kraliçenin bu mektubunun, Mısırlıların başka bir hainliği olup olmadığından kuşkulanıyordu.

Ayrıca, Mısır geleneklerine göre, bir Mısır kralının dul eşinin yabancı bir Prensle evlenmesi ve onu Firavun yapması imkansızdı.

Bunun için, Hitit kralı, Mısır’a bir haberci gönderir.

Ertesi bahar, Kralın habercisi Mısır’dan Hattuşa’ya geri döner.

Yanında, Mısır’ın önde gelen elçisi “Hani” vardır.

Her ikisi de, Kraliçenin Kral Şuppiluliuma’ya yaptığı başvurunun, samimi olduğuna ilişkin Hitit kralına güvence verirler.

Mısır kraliyet ailesinde, ölen Firavunun yerine geçecek kimse yoktur ve bir Hitit prensinin Mısır tahtına çıkacağı bellidir.

Ayrıca, gelen habercilerin elinde, Firavunun dul eşinden gelen öfke dolu bir mektup daha vardır.

Genç kraliçe, mektupta isteğinin samimiyetinden kuşkulandığı için Hitit kralına kırgındır.

Mektubunda: “Sen neden beni aldatıyorsun” diyorsun. Benim oğlum olsa idi, benim ve ülkemin bu utancını, yabancı bir ülkeye yazarmıydım?

Ben başka ülkeye değil, sadece sana yazdım. Senin için oğlu çok diyorlar. Birin bana ver. O bana koca, Mısır’a Kral olsun.” Yazar.

Kral Şuppiluliuma, mektuba cevap verir, önce şikayet edip üstünlük taslasa da, teklifi kabul eder. Çünkü böylece gelecekteki tüm Firavunlar, Hitit kanı taşıyacaklardır. Sonuç olarak, beş oğlundan biri olan “Zannanza” isimli genci düğün için Mısır’a gönderir.

Ancak, kısa süre sonra Zannanza’nın yolculuk sırasında öldürüldüğü haberi gelir.

Çünkü, Mısır ülkesinde taht sahibini bulur. Hitit Kralı Şuppiluliuma, kararını çok geç vermiştir. Firavunun dul eşi, kendi ülkesindeki tutucu kesimi daha uzun süre oyalayamamıştır. Alelacele Mısır tahtına çıkan yeri Firavun Ay: masum olduğunu iddia etmesine rağmen, Hitit kralı Şuppiluliuma, oğlunun ölümünden Mısırlıları sorumlu tutar. İntikam almak üzere, oğlu Arnuwanda’yı Suriye’deki Mısır topraklarını işgal etmek için görevlendirir ve Mısırlılar yenilir.

Evet, sonuç olarak, Hitit kralı eğer kararını zamanında verseydi, belki de tarihin akışı değişecek, Mısır ülkesinde bir Hitit Prensi, Mısır Firavunu olacak ve kendinden sonraki nesillerde Hitit kanı taşıyacaklardı.

6 Temmuz 2023
bosluk

Irak kralı Faysal ve Mahzun Prenses

Irak kralı Faysal ve Mahzun Prenses

Irak devletinin 3’ncü kralı, II Faysal’dır.

Kendisi: babasının ölümü üzerine 4 yaşında kral olmuş ancak kral naibi olarak amcası Şerif Abdülillah onun adına 14 yıl ülkeyi yönetmiştir.

Sonra, 2 Mayıs 1953 tarihinde, II Faysal, Irak kralı olarak 18 yaşında tahta oturur. Tahta geçtiği yıl, II. Dünya Savaşı başlar. Irak, savaşta İngiltere’nin yanında yer aldığı halde, hükümet içinde Almanya tarafını tutanlarla görüş ayrılığı belirir.

1957 yılında, Kral II Faysal, “Melike Aliye” isimli yatıyla resmi bir ziyaret için İstanbul’a gelir.

20’li yaşlarında olan kral ve beraberindeki heyet, İstanbul’dan trenle Ankara’ya giderler.

Görüşmeler ve ziyaretler bitince, kral yine özel bir trenle İstanbul’a döner.

Aslında, ziyaretin asıl sebebi farklıdır ve kimseden gizlenmez.

Kral, bir Türk kızı bulup evlenmek istemektedir.

Bu yüzden, İstanbul’da birçok özel davete katılır. Yanındakilerle birlikte, bu davetlerde gelin adayı aranmaktadır.

Irak Başbakanı Nuri Sait Paşa, kapı kapı dolaşıp krala gelin adayı arar.

Ancak, gelin adayında aranan başlıca özellik: güzellik, eğitim, kültür değil, adayın bir kraliyet ailesinden, soyundan olmasıdır.

Türkiye’de artık Padişahlık yoktur, ama sadece hanedanın eski mensupları ve onların yakınları vardır ve gelin adayı arayışı bu çevrede olur.

Sonunda, kral, İstanbul’da kafasına göre bir gelin ad ayı bulur. Gelin adayı Sultan IV Mehmet Vahdettin’in torunu Hanzade Sultan’ın kızı “Prenses Fazıla” dır. Ancak tek sorun, gelin adayının 14 yaşında olmasıdır.

1941 doğumlu Sultan Vahdettin’in torunu Mısır Prensi Mehmet Ali İbrahim’in kızı Fazıla Sultan: İngiltere’de kolej eğitimi görür.

Irak Başbakanı Nuri Said Paşa tarafından, son padişah Sultan Vahdettin ve son Halife Abdülmecid Efendinin o sırada İstanbul’da bulunan torunu ile yaptığı görüşmede: Irak halkının çoğunluğunun Şii olduğu, ama kraliyet ailesinin Sünni olduğunu, Sünni bir hanedanın Şiiler üzerinde otorite kurmasının zorluğundan ve bekar olan kralın bir halife torunu ile evlenerek, gücünün daha da artacağından söz eder.

Teklif kabul edilir ve yaş sorunu da aşılır ve 1957 yılı Eylül ayında, Yeniköy’de Ebubekir Ratip Bey yalısında nişan töreni yapılır.

Kral ertesi gün, Irak Bağdat şehrine döner.

Geleneğe göre, Nişanın kamuoyuna resmi açıklaması, Bağdat’daki Kraliyet sözcülüğü tarafından yapıldı.  

Gece Hilton Otelinde bir davet verildi ve birkaç hafta sonra nikah yapılmasına karar verilir. Ardından Prenses, ailesiyle birlikte birkaç haftalığına Bağdat’a ve sonrasında nikah zamanını beklemek üzere Londra’daki okuluna döner.

Takip eden günlerde, Ankara’da “Bağdat Paktı Zirve Toplantısı” düzenlenir. Ancak: 14 Temmuz 1958 tarihinde, Tuğgeneral Qaisim liderliğindeki bir askeri örgüt tarafından, Irak’da darbe yapılır. Darbeciler, Kral Faysal’ı, Batılıların isteklerine fazla boyun eğmekle suçlarlar.

Kral, sarayında makineli tüfek ateşine maruz kalır ve yaralanır, hastaneye kaldırılır. Ancak hastane doktorları, darbecilerden yana oldukları için yaralı krala tıbbi müdahalede bulunmazlar. 23 yaşındaki kral, hastane koridorlarında, inleyerek kan kaybından ölür. Kralın ailesi ise, Sarayda darbeciler tarafından öldürülür. Saray yağma edilir ve yakılır.

Böylece: 1921 yılında Britanya himayesinde Irak’ta kurulan “Haşimi” monarşisi bitirilir. Irak’da Cumhuriyet ilan edilir. Abdülkerim Kasım, Ramazan devriminde devrildiği ve öldürüldüğü 1963 yılına kadar iktidarda kalır.

17 yaşındaki Fazıla Sultan, Irak kralının bir darbe sonucu öldürüldüğünü, Londra’da okulunda, 14 Temmuz günü öğrenir ve Irak kralı ile evlenmelerine iki hafta kala, Kralın öldürülmesiyle “mahzun prenses” diye anılmaya başlanır.

Eğer Irak’ta darbe olmasaydı: Irak’ta bambaşka bir rejim ve meşruti bir krallık bulunacak ve Irak Kraliçesi olarak bir Türk prensesi hüküm sürecekti.

Sonrasında: Prenses Fazıla, üç yıl kendine gelememiş.

10 Aralık 1965 tarihinde Paris’te eski Başbakanlardan Suat Hayri Ürgüplü’nün oğlu genç iktisatçı Hayri Ürgüplü ile evlendi.

15 yıl süren evlilik, 1980 yılında bitti ve Prenses Fazıla’nın bu evlilikten 2 oğlu oldu. Sonrasında Prenses Fazıla Paris’te yaşadı. Hayri Bey ise, Brüksel’e yerleşti ve 81 yaşında 2017 yılında Belçika’da vefat etti.

1983 yılında ise, Prenses Fazıla, seçkin bir Fransız araştırmacısı Jean Alphonse Bernard ile evlendi ve halen Fransa’da yaşamını sürdürmektedir.

Aranan kelimeler:

6 Temmuz 2023
bosluk

cumhuriyet tarihi Son Yazılar FriendFeed
kişi siteyi ziyaret etti